ÇOK GÜZELLER Kİ !
"...kelimeden önce de yalnızlık vardı ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti yalnızlık... kelimenin bittiği yerden başladı. kelimeler, yalnızlığı unutturdu ve yalnızlık, kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. kelimeler, yalnızlığı anlattı ve yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. yalnız kelimeler acıyı dindirdi ve kelimeler insanın aklına geldikçe, yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu."
(bkz: tutunamayanlar)
"...onu sizlere anlatmaya çalışmamın nedeni, onu unutmak istemiyor olmam. insanın dostunu unutması çok acı bir şey. herkesin dostu olmaz. eğer dostumu unutursam, rakamlardan başka bir şeyle ilgilenmeyen büyüklere benzerim."
(bkz: küçük prens)
9 Ekim 2013 Çarşamba
the moonlight sonata^^
Çok güzel bir rüya görüp, imkansızlığının farkına varıp, rüya gördüğünü anlamak.
sonrasında uyanıp, hepsinin gerçekten de bir rüya olduğunu fark etmek.
sonrasında hayal kırıklığı, mutsuzluk, etkisinden çıkamama.
ay ışığıyla güneşin aynı anda görülmesi gibi.
koyu gri bulutların arasından çıkan bu ışıltıları resmetmek o kadar zor ki..
çok yeni olmayan bir iskeleden, denize ayaklarını uzatmışsın.
eller arkada, gövdeye destek.
hiç yıldız yok bu gece değil mi?
bir dileklik bile yok.
hem zaten bir faydası olmuyor ki..
ileride bir yerlerde, derinden gelen bir müzik sesi!
hangi çift dans ediyor?
hangi iki şanslı, bulabilmiş melodramik uyumu?
neden oturdun ki öyle, dizlerini karnına doğru çekerek?
neden düştü yüzün?
hadi gülümse. daha yarına çok var..
koyu gri bulutların arasından çıkan bu ışıltıları resmetmek o kadar zor ki..
çok yeni olmayan bir iskeleden, denize ayaklarını uzatmışsın.
eller arkada, gövdeye destek.
hiç yıldız yok bu gece değil mi?
bir dileklik bile yok.
hem zaten bir faydası olmuyor ki..
ileride bir yerlerde, derinden gelen bir müzik sesi!
hangi çift dans ediyor?
hangi iki şanslı, bulabilmiş melodramik uyumu?
neden oturdun ki öyle, dizlerini karnına doğru çekerek?
neden düştü yüzün?
hadi gülümse. daha yarına çok var..
6 Ekim 2013 Pazar
Daha iyiyiz biz yan yana.
Kış geldi yine. Soğuk günler bizi bekliyor. Nasıl ısıtacaksın ellerini? Moraracaklar yine soğukta. Benim ellerim hep sıcak hala, biliyorum o yüzden. Üşüyordur ellerin. Bi de bir haberim var sana. Şan mülatını geçtim. 600 kişi içinden ilk 15'e girdim. Koloratur sopranoymuşum, çok komik dimi? Sen piyanonun başında olmadıktan sonra neye yarayacak şarkı söylemem bilmiyorum ki? Ha bide midem yanmıyor artık, düzeldi sonunda. Diğer hastalığım vardı ya, o da düzeldi. Çok düzeldim ben, hiç olmadığım kadar. Ama sen görmüyorsun bunları. Deli gibi mutlu olupta, telefonu bir hışımla elime alıp -sana haber vermek için- dehşete düşüyorum bir anda. Korkunç bir kabus gibi. Sonra diyorum ki çok mu duygusal düşünüyorum? Kafamı karıştırıp uzaklaştırıyorum bu düşünceleri, baya idare ediyorum öyle. Ama muhallebi bile yapamaz oldum. Film izleyemez, müzik dinleyemez oldum. Alışıyorum alışmasına. Ne kadar alışmak denirse işte.. Alışıl değilim ki senle 1 haftadan fazla konuşmamaya. Alışamıyorum ki. Her yeni günü kapatamıyorum senle konuşmadan. Zamanında o kadar çok konuşmuşuz ki, hala malzeme çıkıyor bana yeni sohbetler için. Yokluğunu hissettirmiyorlar sağolsunlar. Ama saygı göstereceğim. Belki de hayatımda ilk defa, köpek gibi canım yansa da yapacağım bunu. Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım.
-Bilemezsin nasıldır sana iradeli davranmak-
Bileme de zaten.
Hiç bilme.
İyi geceler diğer yarım, ruhuna iyi bak.
27 Eylül 2013 Cuma
-losing my religion-
hayal deryasında bir sandal oluyor insan bu şarkıyı dinlerken sanki.
gerçek dünya ile hayal dünyası arasındaki o büyük uçurum. bir oradayız, bir burada.
what if all these fantasies, come flailing around ?
her uyanışta da biliyor insan,
kendi hayallerinin uzandığı, o varlıkla yokluk arasındaki çizgiye yürüdüğünü.
sonunda örülmüş duvarlar, şeffaf bir perdenin arkasından görülen değişim parıltıları.
arkası sisli, ilerisi yağmurlu.
bir bir düşünüyor insan düşen her taneleri.
böyle küçük bir şeyin bu kadar acı vermesi normal mi ?
bazı şeyler hiç doğru değil.
ucu bucağı görünmeyen ıssız sokakların, kenarında köşesinde kalmış, kendine bile hayrı olmayan sokak lambaları gibi.
ve sonrasında,
the distance in your eyes.
ışığı ararken, yakınlara yürüdükçe uzayan, kararan bir yol.
hiç aydınlanmayacak bir gökyüzü,
hiç doğmayacak bir güneş gibi.
kara bulutlar basıyor tüm gündüzleri, geceleri.
yorulmadan yürümeye çalışıyor insan sonra.
zaten yorgun olduğunu unuturcasına.
hem zaten, -and i don't know if i can do it-
biriktirip doruğa ulaştığında ise,
ondan sonrası her neyse..
no i've said too much, i haven't said enough.
yes.
gerçek dünya ile hayal dünyası arasındaki o büyük uçurum. bir oradayız, bir burada.
what if all these fantasies, come flailing around ?
her uyanışta da biliyor insan,
kendi hayallerinin uzandığı, o varlıkla yokluk arasındaki çizgiye yürüdüğünü.
sonunda örülmüş duvarlar, şeffaf bir perdenin arkasından görülen değişim parıltıları.
arkası sisli, ilerisi yağmurlu.
bir bir düşünüyor insan düşen her taneleri.
böyle küçük bir şeyin bu kadar acı vermesi normal mi ?
bazı şeyler hiç doğru değil.
ucu bucağı görünmeyen ıssız sokakların, kenarında köşesinde kalmış, kendine bile hayrı olmayan sokak lambaları gibi.
ve sonrasında,
the distance in your eyes.
ışığı ararken, yakınlara yürüdükçe uzayan, kararan bir yol.
hiç aydınlanmayacak bir gökyüzü,
hiç doğmayacak bir güneş gibi.
kara bulutlar basıyor tüm gündüzleri, geceleri.
yorulmadan yürümeye çalışıyor insan sonra.
zaten yorgun olduğunu unuturcasına.
hem zaten, -and i don't know if i can do it-
biriktirip doruğa ulaştığında ise,
ondan sonrası her neyse..
no i've said too much, i haven't said enough.
yes.
engellenemeyen harry potter aşkı ** -dumbledore-
babadır, dededir, candır. gay may ayaklarını geçelim, ticari oyunlar bunlar. gelmiş geçmiş en baba karakterlerdendir. güven verir, o varsa kötü bir şey gelmez bizimkilerin başına dedirtir. ama bu bahsettiğim insan, kitapta anlatılandır. filmde değil. ha gambon'n oyunculuğuna değil lafım. lafım, ilk iki filmde harris'in muhteşem dumbledore yansımasını tatmış olan seyirciye, dumbledoru'u hiç anlamamış(kendisine anlatılmamış) olan dumbledore çakmasını karşımıza çıkaran yapımadır.
ilk iki filmde aydın,bilge,über-kibar,sevecen,espritüel, soğukkanlı adamı yaşadık biz. allah rahmet eylesin ömrü yetmedi o ayrı mesele. ama sonuçta canlı yayın değil, izlemiyo musunuz yayınlamadan önce kardeşim. aslında 3.filmde yine iyiydi. 4.filmde "did ya puç yo neym to dı gablıt of faye" diyene kadar güzel gidiyodu. her neyse. bak her neyse dedim ama dayanamıcam. 5. filmde voldemortla düellosuna ne demeli. ulan voldemortun hayatı boyunca en çok korktuğu kişi bu adam. grindelwald mürver asaya sahip olduğu halde, onu yenmiş adam bu. bi burunsuz voldemortun karşısında o kadar ezilip büzülmemeliydi. demeyin yaşlandı falan, gayet yetersizdi işte. 6.filmde de biraz toparladı gibi düşünmek istiyorum. dumbledore bu sonuçta, hemen yelkenleri indiriyo insan.
özetleyecek olursak, mutlak güç yolunda kız kardeşini kaybetmiş, mutlak barış yolunda harry'i doğru zamanda ölebilmesi için büyütmüş, hogwarts içinde arkasından iş çevirmediği bi merlin kulu kalmamıştır. (nerden geldi bu sinir anlamadım) (dumbledore'un askerleriyiz) (tontonum benim)
ilk iki filmde aydın,bilge,über-kibar,sevecen,espritüel, soğukkanlı adamı yaşadık biz. allah rahmet eylesin ömrü yetmedi o ayrı mesele. ama sonuçta canlı yayın değil, izlemiyo musunuz yayınlamadan önce kardeşim. aslında 3.filmde yine iyiydi. 4.filmde "did ya puç yo neym to dı gablıt of faye" diyene kadar güzel gidiyodu. her neyse. bak her neyse dedim ama dayanamıcam. 5. filmde voldemortla düellosuna ne demeli. ulan voldemortun hayatı boyunca en çok korktuğu kişi bu adam. grindelwald mürver asaya sahip olduğu halde, onu yenmiş adam bu. bi burunsuz voldemortun karşısında o kadar ezilip büzülmemeliydi. demeyin yaşlandı falan, gayet yetersizdi işte. 6.filmde de biraz toparladı gibi düşünmek istiyorum. dumbledore bu sonuçta, hemen yelkenleri indiriyo insan.
özetleyecek olursak, mutlak güç yolunda kız kardeşini kaybetmiş, mutlak barış yolunda harry'i doğru zamanda ölebilmesi için büyütmüş, hogwarts içinde arkasından iş çevirmediği bi merlin kulu kalmamıştır. (nerden geldi bu sinir anlamadım) (dumbledore'un askerleriyiz) (tontonum benim)
bi şeyler yazmak lazım^^
belki ölmemiş olsa, bu kadar çok değerli olmayacak adamdır.
(bkz: öldükten sonra değer gören insanlar)
öyle bir adamdır, öyle büyük bir kalbi vardır ki, kalemi dile gelip anlatır bütün derinliklerini sayfalara.
durmaz o kalem, bitmez dizeler. susmaz fısıltılar.
öyle bir tasvir eder ki hissettiklerini, yaşatır.
götürür çok uzaklara, bırakır öyle çaresiz, yalnız, düşünceli.
der ki,
"...sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim
elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara."
böyle düşünüldüğünüzü düşünsenize.
bazen uzun uzun anlatır, her ayrıntısıyla.
bazen anlatmak istediğini 2-3 kelimede anlarsınız.
der ki,
"sevmek ne uzun kelime"
uzun uzun anlatmaya gerek olmayan bir uzun kelime.
anlamanın marifeti anlamakta bir nefeste.
vitrinde yıllarca duran şarap gibi.
hiç eskitmiyor sevgileri.
ve diyor ki,
"...aşkı anılar besliyor düşler kadar.
bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır,
sevgi eskidikçe sevgi."
eskimemesi gereken şeyler, eskimeyen insanla birlikte güzel.
"yaşlanıp öyle kol kola yürüyelim mi?
ne güzel yaşlanırsın sen..."
ne güzel de anlatıyor derdini,
"..sen bayan nihayet, sen ölümüm kalımım.
ben artık adam olmam bu derde düşeli."
son olarak sevdiğim..
"...bir bir denemişim bütün kelimeleri
yeni sözler buldum seni görmeyeli.."
(bkz: öldükten sonra değer gören insanlar)
öyle bir adamdır, öyle büyük bir kalbi vardır ki, kalemi dile gelip anlatır bütün derinliklerini sayfalara.
durmaz o kalem, bitmez dizeler. susmaz fısıltılar.
öyle bir tasvir eder ki hissettiklerini, yaşatır.
götürür çok uzaklara, bırakır öyle çaresiz, yalnız, düşünceli.
der ki,
"...sevgilim ben şimdi büyük bir kentte seni düşünmekteyim
elimde uçuk mavi bir kalem cebimde iki paket sigara."
böyle düşünüldüğünüzü düşünsenize.
bazen uzun uzun anlatır, her ayrıntısıyla.
bazen anlatmak istediğini 2-3 kelimede anlarsınız.
der ki,
"sevmek ne uzun kelime"
uzun uzun anlatmaya gerek olmayan bir uzun kelime.
anlamanın marifeti anlamakta bir nefeste.
vitrinde yıllarca duran şarap gibi.
hiç eskitmiyor sevgileri.
ve diyor ki,
"...aşkı anılar besliyor düşler kadar.
bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır,
sevgi eskidikçe sevgi."
eskimemesi gereken şeyler, eskimeyen insanla birlikte güzel.
"yaşlanıp öyle kol kola yürüyelim mi?
ne güzel yaşlanırsın sen..."
ne güzel de anlatıyor derdini,
"..sen bayan nihayet, sen ölümüm kalımım.
ben artık adam olmam bu derde düşeli."
son olarak sevdiğim..
"...bir bir denemişim bütün kelimeleri
yeni sözler buldum seni görmeyeli.."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)