30 Ekim 2012 Salı

It's all about Freedom.

Ne hayatın adı, ne hayalin tadı. Ne zekanın korkağı nede cehaletin tutsağı. Ne gerçeğin gücü nede yalanın öcü. 

Başkası ne düşünür diye düşünmeden bir şey yapmanın tadıdır en büyük özgürlük.


You can be anything you want to be
Just turn yourself into anything you think that you could ever be
Be free with your tempo be free be free,
Surrender your ego be free be free to yourself !!



29 Ekim 2012 Pazartesi

Severim bayadır.


Hüzünlü bitirdin sevda öykümü,
Olur-olmaz gelip, bölme uykumu.
Ben sende kaybettim bütün duygumu,
İstersen kalbimi hiç geri verme,
Beni rahat bırak, rüyama girme!

Seversin sanarak, sevmiştim seni,
Bir tek gün sevgili bilmedin beni.
Pamuk yastığıma koyma dikeni,
Gülistan olsam da gülümü derme,
Beni rahat bırak, rüyama girme!

Beni benden aldın, yitirdim özü,
İstemem görmeyi artık o yüzü.
Zaten habersizce çaldın gündüzü,
Ömrüme kastedip, defterim dürme,
Beni rahat bırak, rüyama girme!

“Seni seviyorum! ” diye bağırdım,
Güvenme dediler, sanki sağırdım.
Neden gelirsin ki, ben mi çağırdım?
Uzak dur, saçını yoluma serme,
Beni rahat bırak, rüyama girme!

Ağzından çıkmadı sevgi kelamı,
Sevene çok gördün bir tek selamı.
Bilmeden elimle buldum belamı,
Merhemin olsa da yarama sürme,
Beni rahat bırak, rüyama girme!

Son sözüm bunlardır sana hâsılı;
Gerilerde kaldı sevda fasılı.
Sanma ki duvarda resmin asılı,
Sen de yırt resmimi, bir daha görme,
Beni rahat bırak, rüyama girme!

Mustafa Türkmen - Alıntıdır.

10 Eylül 2012 Pazartesi

Where is the sun ?

* İnsanlara acılarınızı anlatmayın. Çünkü en umulmadık anda sizi nereden vuracaklarını çok iyi bilirler.
İnsanlara hayallerinizi anlatmayın. Hevesinizi kırar, umutlarınızı yıkarlar.
İnsanlara onlarda gördüğünüz iyi yönleri anlatmayın. Kendilerini sizden üstün görüp, sizi beğenmezler.
İnsanlara hissettiklerinizi anlatmayın. Anlamazlar,inanmazlar, saçma bulurlar. Yorulursunuz.
İnsanlar üzerine hayal kurmayın. Acımadan yıkarlar.
İnsanları beklemeyin. Çünkü genelde gider ve dönmezler.
İnsanlar için yolunuzu değiştirmeyin. Çünkü sadece sizi kendi yollarının gittiği yere kadar takip ederler.
İnsanlar için acı çekmeyin. Muhtemelen siz acı çekerken onların umrunda bile değilsiniz.
İnsanlara kendinizi kanıtlamaya çalışmayın. İstesenizde başkalarının kafasındaki tekdüzeliği yıkamazsınız.
İnsanlara acımayın. Gün gelir acınacak hale getirirler.
İnsanlar değişir sanmayın. Geri dönenin bir amacı, güzel konuşanın bir hevesi vardır.
İnsanlara güvenmeyin. Güven tek kullanımlıktır. Yıkıldığı an hayat daha zordur.
İnsanları şarkılarda aramayın.Kalple beraber ruha da acı çektirmeye gerek yok.
İnsanlara zayıf yönlerinizi anlatmayın. Sürekli açık ararlar.
En iyisimi insanlardan uzaklaşın. En güzeli, en temizi. 


   İnsanları tanıdıkça yalnızlık güzelleşiyor..

31 Ağustos 2012 Cuma

meanless**

Uzun zaman sonra ilk defa aklıma geldi bir bloğum olduğu. Ne yalan söyleyeyim eski bir dosta kavuşmuş gibi sevindirik oldum. Biraz karıştırdım yazdıklarımı, geçmişte hissettiklerimi. Zaman ne çabuk geçiyor ve herşey nasıl değişiyor. Akıl almaz bir şey. Çok özendim edebiyatla dolup taşan ruhuma. Yazsam mı ki bi yazı daha. E hadi o zaman.

Fırtınaların, yağmurların ortasında kalmış kalpler var etrafta. O kadar çok ki.. Bu buluttan kalpler birbirine sürtününce, gözyaşları sel oluyor adeta.. Kaçınılmaz son. Yağmur toplayan güneş gibi yanıltıcı bir bahar havası, ardından hoyratça yağan yağmur. Halbuki çok bekledim yağsın diye. Gözyaşları yağmura karışsın, temizlesin tüm kederi, öfkeyi, sevgiyi, acıyı,boşluğu ve diğer her şeyi.. Ama asıl sorun şu ki, bu yağan rahmet temizleyemezdi bu kadar pisliği. Anca zaman temizleyebilir gecelerin kasvetine karışmış düşleri. Diyorum ki "hadi!". Ama ne yağmur var ne güneş. Ne kasvet var ne bulut. Ne acısı ne sancısı ne sevgisi ne nefreti.. hiç bir şey yok. Kalmadı.

Bugüne dek o kadar diretti ki haykırışların tınısı, dinlememek mümkün değildi. O zaman oydu, bu zaman buydu, şu zaman şuydu derken nerede kaldı bu hayat kavgası. Söylenmesi için yalvarılan, kurulan hayallerin zırvası ? Balıkların solungaçlarından devlerin tokasına kadar uzadı uzadı uzadı... Bitti.


Savurdum külleri tüm yeşillerin maviyle karıştığı yere, en dibe.

Bitti dedim, bitti.

11 Temmuz 2012 Çarşamba

Şiirlerime sığmayan bir adama yazıyorum gecikmiş tüm yazıları **

 Bizden esirgediğin her şeyi; özgürlüğünü, cesaretini, kendini hep bir başka hayata ertelerken... Sessizliği çözen yeni bir kalp atışıyla uyandı gerçekler uykusundan... Bu umut’suzluk: Gerekçesiz geç kalmışlık, yaşamı anlamsızlaştıran... Seni özlemiyorum nicedir, şiirlerime sığmayan bir adama yazıyorum gecikmiş tüm yazıları... 

 Düşlerime dar ettiğin bu tek kişilik yatak daha kaç uykusuz geceye razı olacaktı; hangi gidişin gözlerimde ağlayabilir artık; kaç yarın akmadan seni bekleyebilir damarlarımda ve daha kaç sözcük boyun eğmeliydi yüreğimden damıttığım bu lal acılara? Sana kendini koru diye verdiğim silahla vurmaya kalkıştın beni; üç kelimeyle, üç kurşun sıkar gibi… Bir başkasıyla değil, aslında kendinle ihanet ettin sen bana… Keşke.. keşke affedebilseydim seni!

 Aşka zamanın yoktu, ne de cesaretin... Her seferinde bir tek bana dönebileceğini bilerek gittin... Ama bu son gidiş, son atlayışındı içindeki derin boşluğa; ellerini uzattınsa da, görmedim! Şimdi yok değil bir hiç’sin!.. Söz dizimlerine sığmadı affın, yüreğine de, temiz tutmayı beceremediğin geçmişimize de... Alınacak tek bir nefes bile kalmadı, düşlenen çalıntı mutluluklardan...Bari içimdeki çocuğun oyun arkadaşı olarak kalmayı becerebilseydin..Ona da razıydım oysa ben...

 Biz seninle konuşurduk... Bazen bir tek beden, tek bir ruh gibi; bazen herkes ve her şey adına bir tek cümleyle, saklamadan ve saklanmadan… Kendimizi anlattığımızı düşünürken, aslında kendimizi anladığımızı fark ederek konuşurduk. Hatırlasana, ne çok gülerdik. Sen, çok yaramazdın bütün o büyümeyen erkek çocukları gibi.. bir de martılar vardı ve benim seni bile sinir eden şu çay meselem... Konuşmak.. çıplak, fütursuz, kendiliğinden... seninle bir tek, ama hayatla baş başa kalınca en çok, bunu özlüyorum! Olsun…

 Senden nefret etmeden ölmek ist(em)iyorum; sakın dönme!... Tozu yerinden oynatmak başıma bela açacak...Bizim aşk kalemiz yıkıldı.Kapat bu sayfayı; yüreğimin kanadını kırasım geliyor artık!.. 

 (alıntıdır)




29 Haziran 2012 Cuma

bütün mümkünlerin kıyısında**

Hayat bazen olması gerektiği gibi olmuyor ne yazık ki.. Sadece olduğu gibi işte. Olmasını istediğimiz o kadar çok şey var ki..yada olmamasını istediğimiz. Ama ne yazık ki bilinen bir gerçek olan, evrenin biz bakarken soyunamaması her işimizi zorlaştırıyor. Evrenin biz bakarken soyunamıyor olması, zararımıza olan en büyük şey bence. Bütün mümkünlerin kıyısında çırpınmaktan başka bir şey gelmiyor elimizden. Ha oldu ha olacak diye kurduğumuz bütün hayaller, yaptığımız bütün planlar, biz ne zaman olduğunu bile fark edemeden hayatımızı değiştiriyor. Eskiden sıkıntı veren haller, lüksmüş gibi gelmeye başlıyor adeta. 

Bir yolu olmalı biliyorum, olmak zorunda. Belki bugün belki yarın ama olmalı. 


Her şey daha güzel olsun.
Hiç olmadığı kadar..




Bütün sıkıntılar uykularımızın ırzına geçerken, birbirimizin moralini bozmaya lüksümüz yok bizim


Sana diyorum, evet !



sevilen dizeler*

ve benim hiçliğime katık nörotik düşlerim vardı
ve kendi gölgemde kuruttuğum ağaç dalları
ve çıldırışlarım çeyizliklerin kadardı..
içi dar
ve sen sende var mısın şimdi,
bende kaldığın kadar ?





çünkü hayat olduğu gibidir,
olması gerektiği gibi değil.



birilerine p.s : (gündüz uyudum malum, sıkıntıdan bunlar.)